Yaşamakta olduğumuz asra mahsus bir özellik; insanların İslamiyet’i anlamalarını ve layıkı şekilde yaşamalarını, maddi ve manevi tekâmüllerini maalesef önlemiştir. Bilhassa Müslümanların düşüncede ve beşerî münasebetlerde gelişmelerine mani olmuştur. İslamiyet; namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleriyle ilgili bilgilerden ibaret şeklinde anlatılmıştır. Kadınlarda tesettür ve başörtüsü, erkeklerde sünnetlerden sakal, cübbe ve sarık ön plana çıkarılarak nazara verilmiştir. Bir hayat nizamı olan İslamiyet layıkı şekilde izah edilememiştir. Hayatı tanzim eden hadis-i şerifler gereği şekilde anlatılamamış ve yaşanamamıştır. Konuşmalar; kâfir – mü’min, inananlar ve inanmayanlar, başı açıklar – başı kapalılar, namaz kılanlar – kılmayanlar, oruç tutanlar – tutmayanlar, sakal bırakanlar ve sakalsızlar ve benzeri…
Yazar: Can Ahmet Akten
6Yalnızlık, bazen de nefsin öncelikli tercihidir.Gözden ırak, denetimden uzak, dilediği şekilde, heva ve hevesine uygun yaşamanın arandığı bir ortamdır. Bu tür yalnızlığı Peygamberimiz şiddetle men etmiştir. Bazı hallerde ise yalnızlık ihtiyaç olarak görülür ve tercih edilir. Bu tür yalnızlıklar fayda sağlar. Sağlığın muhafazasına, huzur ve sükûnet bulmaya ve tekâmüle vesile olabilirler. Dinlenmek, öğrenmek ve düşünmek için yaşanan geçici yalnızlıklarmaddi ve manevi tekâmül sağlar. Akıl, kalb ve ruhun gelişmesine vesile olabilir. Gayesine uygun şekilde yaşanabilmesi halinde yalnızlık elbette faydalar sağlar. Vücudun mukavemetini arttırır, huzurlu bir hayat yaşamayı, başarılı olmayı kolaylaştırır. 7İnsanlardan uzak kalarak yaşamayı bir gayenin tahakkuku için akıl, kalb, ruh…
Yalnızlık, insanlara göre çok farklı şekillerde görülebilir. Yalnızlığı iradeleri ile seçenler olduğu gibi, iradeleri dışı yalnızlığa düşenler de olabilir. Yalnızlıkla ilgili farklı tarifler yapılabilir. Layıkı şekilde düşünülemediği için de eksik tariflerle yalnızlık tam olarak anlaşılamaz. Ekseriyetle iki veya üç cümle ile yalnızlığa nazar edilir ve bu anlayışla yalnızlık değerlendirilir, düşünülür ve konuşulur. Bu kelimenin bütün manalarına ve hayatın içindeki akislerine bakılmalıdır. Gerçek yalnızlığın ne olduğu düşünülmeli ve bilinmelidir. Bu gaye ile hayatımızın içinde ve devamında var olan yalnızlıkları tespit için bir çalışmaya girdik. Bu çalışmalarımızda yapabildiğimiz tespitlerin bir kısmını bölümler halinde çok kısa izahlarla dikkatlerinize sunacağız. 1Bilim adamları ve devamlı…
1İNSAN;• Vücudu ve vücudundaki organları ve uzuvları ile,• Düşünceleri ve hayalleri ile,• Hisleri ve arzuları ile,• Duyguları ve gayeleri ile,• Akıl ve vicdanı ile,• Kendine verilmiş olan bütün maddi ve manevi cihazları ile, devamlı hareket halindedir. Vücudu bir yerde sabit bulunsa bile vücudunda bulunan bütün varlıkların bir saniyedeki hareketlerini rakamlarla ifade etmek mümkün olamaz. İnsan kendi vücudundaki akılları hayrete düşüren süratli hareketleri ve faaliyetleri tam olarak öğrenemediği için dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafındaki süratli hareketlerini hayret içinde düşünebilmektedir. • Beynin bir saniyede vermiş olduğu emir mahiyetindeki sinyallerin sayısı,• Alyuvar ve akyuvarların sayıları ve kan içinde devamlı hareket halinde olmaları,•…
Huzur; doğru düşünmenin neticesinde elde edilebilmektedir.Doğru düşünmenin devamlılığına göre huzur da devamlı olabilmektedir. Düşüncenin doğruluk derecesine göre de huzurun seviyesi teşekkül etmektedir. Yanlış düşüncelerin neticesinde huzurun elde edilemediği, bilakis huzursuzlukların meydana geldiği görülür. Her insan bu hakikati, kendi hayatında birçok örnekleri ile görebilir. Bu konuyu araştırırken şunları tespit edebildik: Gayri meşru kazançlarla servet sahibi olanlarda, Zulüm ve haksızlıklarla, aldatmak ve sahtekârlık yaparak servet edinenlerde, Uyuşturucu madde ticareti ile meşgul olanlarda, Gurur ve kibir sahibi olup insanları hor görüp kendini üstün görenlerde, İlmini kötüye kullanıp servet edinenlerde, Huzurlu bir hayat yaşayan görmedik. Hepsinin huzursuz, devamlı sıkıntılı, kederli ve dertli olarak yaşadıklarını…
Mutluluk duygusu hasıl olmadan da insan huzurlu bir hayat yaşayabilir.Mutluluk huzurlu bir hayat yaşamanın olmazsa olmaz şartı değildir. Böyle düşünülmesi yanlış olur kanaatimizce. Sadece geçici bir vesile olarak görmek daha doğru ve faydalı olur. Bir yemekteki tuz ve biber, yemeğin lezzetini arttırır. Tuz ve biber olmadan da yenen yemekteki gıdalardan vücut istifade eder. Tuz ve biberin eksikliği veya yokluğu, yemekteki gıdayı yok etmez. O gıdadan istifade etmeyi önleyemez. Mesela; evlenmek ve çocuk sahibi olmak büyük bir mutluluk vesilesidir. Ancak evlenmeden ve çocuk sahibi olmadan da çok huzurlu bir hayat yaşanabilir. Eş ve çocuk sahibi olanlar, mükellefiyetlerin ve sıkıntıların artması durumlarda…
Birlikte ifade edilen, ekseri insanlar tarafından aynı manada kullanılan, benzer ve eş manada olduğu zannedilen, fakat esasta farklı iki kelimeyi tahlil edip değerlendireceğiz. Hayatımızda çok önemli bir ihtiyaç olarak gördüğümüz, bütün insanların talip olduğu, fakat elde edilmesi için nelerin yapılması gerektiği layıkı ile bilinmeyen HUZUR ile, mana ve mahiyet olarak farklı gördüğümüz MUTLULUK’u ayrı ayrı tahlil edeceğiz. Gayemiz HUZUR’un değerinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır ve huzura bakış şeklimizin nasıl olması gerektiğini belirtmek ve doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Ve mutluluğun da sadece geçici bir huzur sağlayan, devamlılığı mümkün olamayan, her insan için farklı durumlarda ve farklı şekillerde elde edilebilen ve hissedilebilen bir duygu…
Çocukluk ve gençlik devresinde; inanç ve ahlak sahibi, okulda ve mesleğinde başarılı olmuş kişilerden yakın arkadaşlar edinmek mutlaka gereklidir. Bu, vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak görülmeli ve kabul edilmelidir. Başarıda ve tekamülde buna çok ihtiyaç vardır; bunun boşluğu başka tedbirlerle doldurulamaz. Bunun sağlayacağı faydalar çok büyüktür. En kolay, en güvenli ve devamlılığı olan müsbet gelişmeler ancak bu şekilde sağlanabilir. Bundan mahrum olanlar, çok büyük bir nimetten mahrum olduklarını düşünmeli, çareler aramalı ve tedbirler almalıdırlar. Meslek hayatı ve olgunluk devresinde ise riayet edilmesi gereken temel esaslar vardır: Yemeğe çok az zaman ayırmak gerekir. Zevk için gezme ve eğlenme düşünülmemelidir. Gereksiz konuşmalar terk…
Azîz ve muhterem mensûblarımız, Bugün; 15 Temmuz hâin ve mel’ûn kalkışmasına karşı Devlet ve Millet olarak yekvücûd ayağa kalkarak direnişe geçip, Allâh’ın inâyetiyle muzafferiyet nîmetine nâil olduğumuz mübârek günün dokuzuncu sene-i devriyesindeyiz. Asırlardan beri dış ve iç hâinlerin ittifâkıyla âdet hâline getirilen bir dehşetli tehlikeyi bir def‘a daha atlatmış bulunmaktayız, inşâallâh. Bu millet ve bu vatan, Hâlık-ı Lemyezel’in hıfz u himâyesi altındadır. Bu ülke, Cebel-i Cûdî misillû, arzî ve semâvî belâ ve musîbetlerden korunmuştur ve biiznillâh korunacaktır. Zarar vermeye hiç kimsenin kudreti ve tâkati kifâyet etmeyecektir. Allâh Teâlâ, bu mübârek millet ile nurunu tâmamlayacaktır, inşâallâh. Bu vesîle ile, dokuz yıl…
2 Düşünme, akıl dairesinde vücut bulur, şekillenir ve gelişir. Akıl dairesi düşünmenin üretim merkezi olarak görülmelidir. Düşünmenin şekillenip gelişmesinde akıl tek başına müessir olamaz. Bunun bilinmesi şarttır. Diğer hayat dairelerinin de düşünmenin şekillenmesinde ve gelişmesinde tesirleri vardır ve ömür boyu bu etkiler azalarak veya çoğalarak devam eder. İnsan’da hangi hayat daireleri hükmediyorsa, akıl o hayat dairelerinin hakimiyetine tabi olur. O hayat dairelerinin isteklerine ve ihtiyaçlarına göre, düşünme faaliyetini devam ettirir. İnsanda var olan hayat daireleri iki saf halinde bulunurlar. Bu iki safı rakip iki ordu şeklinde tasavvur etmek gerekir. Bu iki ordunun kendi içinde sınıfları veya bölümleri vardır. Bu iki…