Vazife anlayışının, insanlarda ve hayvanlarda görülebilen tezahürlerini kısaca tahlil edeceğiz. Tarif ve izahlara girmeden, sadece yaşamış olduğumuz ve gördüğümüz bazı örnekleri ifade ile yetineceğiz.
Sadece bazı sorular üzerinde düşünülmesini talep edeceğiz.
Ortaokul devresinde bahçemizde tavuklar beslerdik. Sayıları kırk civarında idi. Bu hayvanların hareketlerini merakla takip ederdim. Birbirlerine benzeyen hareketleri ve sesleri dikkatimi çekiyordu. Bunlardan üç tanesini bilgilerinize sunacağız.
Birincisi:
Tavukların kuluçkaya yatma devreleri olurdu. Bu devre yaklaşınca o hayvan yemeden kesilir, dolaşmak istemez, hareketleri değişir, özel sesler çıkarmaya başlardı. Bu hali görülünce on civarında yumurtayı kümesin bir köşesine koyardık. O hayvan hemen yumurtaların üzerine otururdu. Kendisine yaklaşanları sesini yükselterek ikaz ederdi.
Sonraki günlerde su içmek için sür’atle yerinden kalkar, suyunu içince tekrar dönüp yumurtaların üzerine otururdu. Yumurtalardan civcivler çıkıncaya kadar yemeden, içmeden ve dolaşmadan uzak kalır, iki haftadan fazla yumurtaların üzerinde otururdu. Civcivlerin tamamı yumurtadan çıkınca, onların tamamını yanına alır, yem yemek için dolaşmaya başlardı.
Bugün kuluçka makinelerinin yaptığı hizmeti tavuklar yapardı. Yaklaşık on beş gün aç, susuz ve hareketsiz oturarak bu vazifeyi tamamlardı.
İkincisi:
Bütün tavuklar yumurtladıktan sonra benzer sesler çıkararak dolaşmaya başlarlardı. Sahiplerini haberdar etmek istercesine koşar adımlarla gider gelir ve devamlı aynı sesleri çıkarırlardı.
Kendi yumurtalarını asla yemezlerdi. Horoz, önlerine bırakılan sağlam yumurtayı yemezdi. Yumurtayı kırıp bırakınca, yemek için yarışırlardı.
Üçüncüsü:
Horoz, bulduğu bir gıda tanesini ağzına alır ve tekrar yere bırakırken özel sesler çıkarırdı. Bu sesi duyan tavuklar hızla horozun yanına koşarlardı. Horoz, ağzındaki taneyi yere bırakır, geri çekilirdi. Taneyi alan tavuk sür’atle oradan ayrılır, yürürken onu yutardı. Yutamayacağı kadar büyükse takip başlar, diğer tavuklar onun peşinden koşarak o taneyi kapmak isterlerdi. Kenara çekilen horoz olanlara bakar, âdeta vazifesini yapmış olmanın mutluluğunu hissederdi.
Senelerce bu hayvanların benzer hareketlerini ve çıkardıkları benzer sesleri dikkatle takip ettim.
Horozlar yemiyorlar, yediriyorlardı.
Kuluçka döneminde tavuklar yeme, içme ve hareketi terk edip yumurtalar üzerinde on beş günden fazla oturuyorlardı. Yumurtalarını, aç olmalarına rağmen yemiyorlar, sahiplerini haberdar edecek sesler çıkarıyorlardı.
“Bu vazife anlayışı veya mesuliyet hissi seviyesine insanlar neden ulaşamıyorlar?” diye senelerce düşündüm.
Allah’ın terbiye ettiklerinin seviyesine insanlar ulaşamazlar hakikatini öğreninceye kadar, düşünmeye devam ettim.
Bu hakikati anlayınca Allah’ın terbiye ettiklerini üstat kabul edip dersler alınması gerektiğini benimsedim. Sohbetlerimde tavsiye etmeye başladım.
Varlıkları, bitkileri, hayvanları bu gözle incelemeye ihtiyaç duydum. Bu ihtiyacıma ve halis niyetime karşılık bazı özel nimetler lütfedildi. Bu kanaatimin kökleşip gelişmesine vesile olan tipik örnekleri gözlerimle görme imkânı buldum. Bir tanesini ifade edeceğim:
Bir inek, yavrusu ile birlikte dolaşıyor. Yerdeki otları yiyerek yürüyor. Yavru buzağı süt emme dönemini tamamlamış, otlamaya başlamış, otları yiyebiliyor. Ancak sütü tercih ettiğini hali ile gösteriyor. Annenin süt dolu memelerine uzanıyor ve emmek istiyor. Fakat anne inek müsaade etmiyor, ayağı ile yavrusunu hafifçe itiyor. Yavru buzağı hareketlerini defalarca tekrarlıyor, ancak annesi müsaade etmiyor. Süt emmekten ümidini kesen yavru, mecburen otlanmaya başlıyor.
İneğin, canını feda edebileceği yavrusunun süt emmesine müsaade etmemesi hali, bende çok büyük etki yaptı. Sütünü yavrusuna vermiyor, sahibinin almasını tercih ediyor. Sahibi için sütünü muhafaza ediyor.
Bu vazife anlayışına insanlar varabilirler mi? diye tekrar tekrar düşündüm. Her defasında “bu mesuliyet duygusuna insanlar varamaz” hükmüne vardım.
Allah’ın terbiye ettiklerini örnek kabul etmek gerekir, kanaatimin doğruluğunun kesin bir delil ile tekrar teyidini lütfeden Allah’a şükrettim.
Allah’ın terbiye etmiş olduğu bitkilerden, hayvanlardan, mevcudattan bilhassa topraktan birçok dersler alabildim. Özellikle itaat konusunda onlardan ve vücudumuzdaki organlardan çok değerli dersler aldım ve çok farklı şeyler öğrendim. Mahlukatına insana muallimlik yaptıran Allah’a şükrettim.
Şimdi şu soruların cevaplarını düşünelim:
1. Akıl, bilgi, zekâ ve muhakemede çok farklı ve çok üstün olarak yaratılmış olan insan vazife anlayışında, mesuliyet hissinde hayvanlara ve mevcudata neden ulaşamıyor?
2. Müstesna kabul edilebilecek insanların bile hayranlıkla baktıkları bu örneklerle insanlara yapılan ikazlar olabilir mi, olabilirse bu ikazlar nelerdir?
3. Bir hayvan kendi ürettiğini yemeyip, hatta yavrusuna bile yedirmeyip sahibine teslim ederken, nasıl oluyor da bir insan, kendisine ait olmayan malları kullanmaktan, hatta onlara el koymaktan çekinmiyor?
4. İnsanlar bunu yarış haline getirirken, bu zulmü ve gasbı önlemekle mükellef olan devletler ve onların idarecileri, benzer şeyleri devlet politikası haline getirip özel gerekçelerle ambalajlayıp tatbik etme durumuna girebiliyorlar. Bu haksızlık nasıl yapılabiliyor?
5. Medeniyette, hak ve hukukta, insanlığa hizmette kendilerini dünyaya örnek olarak göstermek isteyen gelişmiş ülkeler, bu zulmü ve gasbı devlet politikası haline nasıl getirebiliyorlar?