HER VARLIĞIN BİR KONUŞMA DİLİ VARDIR
İnsanlar kendi aralarında geliştirdikleri lisanlarla konuşarak anlaşırlar.
Konuşmak, hayatın vazgeçilmez çok önemli bir ihtiyacı olduğu için, her toplumun kendine has lisanları meydana gelmiş ve nesiller tarafından bu lisanlar geliştirilmiştir.
Konuşma olmadan da bakışlardan ve davranışlardan manalar çıkarılması hali hem insanda, hem hayvanda görülmektedir. Vücut lisanı (beden dili) olarak ifade edilen bu hal geliştirilerek sessiz konuşma ve anlaşma imkânları sağlanmıştır.
Bakışlar, hareketler ve sesler, konuşma, anlaşma ve yardımlaşma ihtiyaçlarını karşılayarak hayatı kolaylaştırabilmiştir.
Birkaç örnekle konuyu tahlil edelim:
– Sağır ve dilsiz bir insan el hareketleri, bakışları, yüz hatları ve tepkileri ile muhatabına meramını söylemiş olur.
– Konuşmayı bilmeyen birkaç aylık çocuklarda da benzer durumlar görülür; ağlamakla, farklı seslerle, elleri ile yaptığı hareketlerle, yüz hatları ile ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve memnuniyetlerini belirtmiş olurlar.
– Ağaçlar, hareketleri ile rüzgârın şiddetini insana bildirmiş olurlar.
– Bir hayvan, hareketleri ve çıkardığı seslerle niyetini ve duygularını belirtmiş olur.
– Bir öğretmen, konuşmadan verdiği notlarla çok şeyler söylemiş olur.
– Toprak, çatlama göstererek susuz olduğunu, insana ve hayvana söylemiş olur.
– Rüzgârlar, geliş istikametleri ve çıkardıkları seslerle insanlara kendilerini tanıtır ve insanlarla konuşmuş olurlar.
– Gök gürültüleri, şimşekler, yıldırımlar, bulutlar, fırtınalar, kasırgalar ve hortumlar çıkardıkları seslerle, hareket ve sür’atleriyle bilhassa ihtisas sahibi kişilerle, bilim adamlarıyla konuşmuş olur ve insanları ikaz ederler.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Netice olarak şunu ifade edelim:
Mahlukat ve mevcudat, hareketleri ve sesleri ile konuşarak insanlara muhatap olabilmektedirler.
HADİSAT LİSANINI ÖĞRENMEK MÜMKÜNDÜR
Bu konuyu değerlendiren insanlar mahlûkatın lisanını öğrendikleri gibi hadisatın lisanını da öğrenebilirler.
Ancak hadisatın lisanını anlamak hem zor hem de uzun bir çalışmayı gerektirir.
Ayrıca halis bir niyeti ve farklı özel vasıfları, tam bir teslimiyeti ve kâmil bir imanı ve büyük bir sabrı da gerektirir.
Hadisattan ders almak, hadisat lisanını öğrenmek, farklı seviyelerde olabilmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden bir kaçını belirtmek gerekir:
Birincisi: Bu konuda sadece akıl, bilgi ve tecrübe yetmemektedir. Kalb, ruh ve bazı latifeler de çok önemli vazifeleri ifa edebilmektedir. Akıl, bilgi ve tecrübe ile hadisattan ders almak, hadisat lisanını öğrenmek sınırlı olabilir.
İkincisi: İnsanların niyeti, gayesi, teslimiyeti ve imanının derecesi, mazhariyet olarak ifade ettiğimiz Allah’ın cc. rahmetine nail olmada önemli farklılıklar sağlamaktadır. Aklın ve ilmin varamadığı yerlere insanlar, kalbine gelen ilhamlarla ve ruhun müşahedeleri ile kolaylıkla ulaşabilirler.
Üçüncüsü: İnsan, Allah’ın takdir ve tevdi ettiği hizmet vazifelerini ifa etmede, ihlası, sadakati, itaati, manevî mertebesi, feragati ve fedakârlığı nisbetinde himaye görür; feraset ve basirette yüksek derecelere ulaşabilir. Nadir insanlara lütfedilen nimetlere nail olabilir. Hadisatın içinde gizli olan hakikatleri ve dersleri görebilir ve anlayabilir.
Bu sebeplerden dolayı hadisat lisanını öğrenmek, hadisattan ders almak, hadisatın içindeki gizli hakikatlerden murad-ı İlâhî’yi anlamak veya sezmek, farklılıklar gösterebilir. Bu hususun bilinmesi gerekir.
KÂİNATTA TESADÜF YOKTUR
Hadisat lisanını öğrenmede çok önemli bir konu da, kâinatta tesadüfün olmadığına ve olamayacağına inanmaktır.
Kâinatta tesadüfün olamayacağı ilmî çalışmalarla da öğrenilebilir. Bütün ilimler kendi lisanları ile tesadüfün olamayacağını muhataplarına ikaz şeklinde söylerler. Bu hakikate ilimle varılabilir. Kâmil bir imanla da kâinat nizamında tesadüfün olamayacağı kabul edilir.
Esasında tesadüf kelimesi yanlış kullanılmaktadır. Farklı manaların anlaşılmasına yol açmaktadır. Maksadı aşan bir kelime olmaktadır.
Mesela; “tesadüfen rastladım” cümlesi kültür olarak yerleşmiş ve alışkanlık neticesi olarak söylenmeye devam edilmiştir. Doğru ifade “beklemediğim bir anda karşıma çıktı” veya “çıkarıldı” şeklinde olmalıdır. Düşüncenin doğru ifadesi, “beklemiyordum, Allah cc. lütfetti, karşıma çıkardı” şeklinde de olabilir.
Olaylarda tesadüfe yer verilince farkına varmadan Allah’ın sonsuz kudretine ve nihayetsiz ilmine bir sınır getirilmiş olur.
Kâinatta her şey hikmetle takdir edilmiştir. Nihayetsiz ilimle belirlenmiş ve şekillendirilmiştir. Sonsuz kudretle de vücut bulmuş, meydana gelmiştir.
En kısa ve doğru ifadesi böyle olabilir. Böylelikle insan, bilmeden şirke girmekten kendini korumuş olur.
Bir yaprağın dalından kopması ve yere düşmesinden, bir şeyin yok olarak şekil ve mahiyet değiştirmesine kadar büyük ve küçük her türlü hareketler, hikmetle takdir edilmiş, nihayetsiz bir ilmin gereği olarak görülmeli ve kabul edilmelidir.
Hikmetle takdir edilen, bir ilmin gereği olan, bir ihtiyacı karşılayan, bir netice hasıl eden herhangi bir hareketi, tesadüf kelimesi ile ifade etmeyi akıl, vicdan ve bilim kabul edemez.