6
Bazı manalar ise, görülmeden, işitilmeden ve hissedilmeden kalbe akseder. Kalb bir ayna misali aksederek gelen bu manaları gözün görmesi gibi anlar. Akseden mana, anında kalbe yerleşir. Aklı ve kalbi meşgul eder.
Allah, vahiy ile peygamberlerine lütfetmiş olduğu anlama ve öğrenme nimetini, iman etmiş kullarına inanç, teslimiyet, vazife ve ihtiyaç durumlarına göre ilham şeklinde lütfetmiş olur.
Böylelikle insan, kalbine gelen ilhamlar sayesinde de bazı hak ve hakikatleri öğrenme ve anlama imkânı bulur.
Görme, işitme, hissetme ve ilimlerle elde edilemeyecek bilgiler ve hakikatler, ilhamlar sayesinde öğrenilmiş olur.
7
İnsan ruhu, pırlanta, elmas ve altın misali cevher değeri olarak farklılıklar gösterir. Her insanın ruhunun farklı değerlerde olmasının hikmetleri vardır.
İnsanlara verilecek vazifelerin ve sorumlulukların seviyesine göre ruhun cevher değerinin ve hassasiyetinin farklı olması akıl ile de düşünülebilir. Diğer hikmetlerini merak etmeye ihtiyaç duyulmamalıdır.
Kalbin ve ruhun kendine göre gıdaları vardır. Kalb ve ruh, gıdaya ihtiyaç duyarlar.
Aklın, gıda olarak bilgiye ihtiyacı olduğu gibi; ruh ve kalb de, ibadet, dua, zikir, iltica hallerinde gıdalarını almış olurlar.
Gerekli gıdaları alarak beslenen ruhun ve kalbin müşahedeleri farklılık gösterir.
Manaların kalbe gelmesi gibi ruh da, müşahede ve hissetme şeklinde görülmeyen, bilinmeyen, işitilmeyen konularda bazı şeyleri hisseder ve müşahede eder.
Ruh ile de öğrenme ve anlama imkânı sağlanmış olur.
Şüphesiz bu nimete her insanın nail olması düşünülmemelidir.
Nail olabilen insanların da ruhun müşahedelerinden istifade seviyeleri çok farklılıklar gösterir.
Günahlardan kaçınarak, halis niyetlerle, güzel düşüncelerle, Allah’ın cc. rızasına talip olarak yaşayan her insan ruhundan istifade edebilir.
Ruhun, bilhassa uyku halinde iken bedenden ayrılarak zaman, mekân ve beden kanunlarına tabi olmadan dolaşırken edindiği müşahedeleri, akıl tespit edebilir. Rüya olarak ifade edilen bu durum ile de bazı insanlar gözle görülmeyen, bilinmeyen ve hissedilmeyen bazı şeyleri ruh ile görebilir, öğrenebilir ve anlayabilir.
8
İnsanlar muhtelif şekillerde öğrendiklerini devamlı düşünerek ve tahlil ederek ve ehliyetli kişilerle meşveret ederek geliştirebilirler, yeni bilgiler elde edebilirler.
Düşünmeyi meslek edinenler, düşünmede verimlilik yollarını ve metotlarını bulabilirler; nefsânî duyguların ve hislerin etkisinde kalmadan düşünmeyi başarabilenler, zaman içinde tefekkür mertebesine varabilirler.
Tefekkür mertebesinde ve düşünmenin üst seviyelerinde akıl, kalp ve ruh müşterek halde vazife görebilirler.
Bu hallerde görülenler, hissedilenler ve öğrenilenler çok farklılık gösterir. Çok etkileyici ve etkileri kalıcı olur. Şüphe ve tereddütleri ortadan kaldırır. İnsan iradesini geliştirir ve kuvvetlendirir.
Nefsin telkin ve tahriklerini tesirsiz hale getirir. İnsanı, farklı bir hayat dairesinde yaşamaya icbar eder.
Bilhassa zamanımızda bu mertebelerde öğrenmek ve anlamak çok çok zordur. Asr-ı Saadetten sonraki her asırda örnekleri azalarak devam edebilmiştir. Ancak bu yol açıktır. Her insan, buna talip olabilir. Gereklerini yerine getirebilenler, zorlukları aşabilenler, bu nimete nail olabilirler.
Fakat kalb ve ruh dairesinde bir hayat yaşamak, insanlarla birlikte kalarak mümkün olamaz. Olsa bile hususi makamlarda, özel vakitlerde, özel hallerde kısa süreli olabilir.
Bugünün şartlarında, akıl, iman, amel ve ihlâs dairesindeki hayatı yaşamaya talip olunmalıdır.
Bu hayat dairesinde kalmaya gayret edilmelidir.
Nefsin hâkim olduğu hayat dairesinden kurtulmanın çareleri ve tedbirleri aranmalıdır.
9
İstihdam edilmiş olanlara, önemli vazifeleri ifa için seçilmiş olan bahtiyar ve muhterem zatlara, vazifeleri devam ettiği sürece, sorumluluklarını emredilen ve gösterilen şekilde yerine getirdikleri nispette, mazhariyet dahil özel öğrenme ve anlama imkânları lütfedilir.
Allah’ın cc. takdir ve tevdi ettiği bu hizmetlerde, murad-ı İlâhî’nin tahakkuku için sevk-i İlâhî olarak ifade edilen sebepler vücut bulur, hizmet tamamlanır ve neticeler hasıl olur.
Şüphesiz bu şekildeki öğrenme ve anlama, istisna kabilindendir. Buna talip olunmamalı, bunun için niyet edilmemeli, bunun için teşebbüs edilmemeli ve dua edilmemelidir. Buna riayet etmeyenlerin, muhali talep etmiş olacaklarını bilmeleri gerekir.
10
Akıl, kalb, ruh ve sair duygularımızla öğrenilen doğruların, hak ve hakikatlerin anlaşılması ve kabul edilmesi şüphesiz ki büyük bir nimettir.
İnanmak, kabul etmek ve öğrenmek bir servet olarak kabul edilebilir.
Bu büyük servetten istifade etmek veya edebilmek büyük bir nimettir.
Başkalarının da istifadesine sunmak ve faydalanmalarını sağlamak ise, daha büyük bir nimettir.
Servetin muhafazasına gösterilen ihtimamdan birkaç misli fazla dikkat ve ihtimam, bu nimetlerin muhafazasına gösterilmelidir. Bu nimetlerin şükrü, böyle yerine getirilmiş olur.
Öğrenilen doğruların, hak ve hakikatlerin gereklerini yerine getirenler, en güzel şekilde şükretmiş olurlar.
Nail oldukları nimetler muhafaza edilir ve ziyadeleşebilir.
Tehlikeli ve zararlı olan hal ise, bu doğruların, hak ve hakikatlerin nefsin telkin ve tahriki ile gereklerinin yerine getirilmemesidir.
Bunların terk edilerek yanlışların ve menedilenlerin nefsin baskısı ile yapılabilmesidir.
Allah cc. bu tehlikeli akıbetten, bu anlama ve öğrenme nimeti sahiplerini muhafaza eylesin ve emin kılsın. Âmin.