Yalnızlık, insanlara göre çok farklı şekillerde görülebilir. Yalnızlığı iradeleri ile seçenler olduğu gibi, iradeleri dışı yalnızlığa düşenler de olabilir. Yalnızlıkla ilgili farklı tarifler yapılabilir. Layıkı şekilde düşünülemediği için de eksik tariflerle yalnızlık tam olarak anlaşılamaz. Ekseriyetle iki veya üç cümle ile yalnızlığa nazar edilir ve bu anlayışla yalnızlık değerlendirilir, düşünülür ve konuşulur.
Bu kelimenin bütün manalarına ve hayatın içindeki akislerine bakılmalıdır. Gerçek yalnızlığın ne olduğu düşünülmeli ve bilinmelidir.
Bu gaye ile hayatımızın içinde ve devamında var olan yalnızlıkları tespit için bir çalışmaya girdik. Bu çalışmalarımızda yapabildiğimiz tespitlerin bir kısmını bölümler halinde çok kısa izahlarla dikkatlerinize sunacağız.
1
Bilim adamları ve devamlı araştırma yapanlar, bilgileri ve tecrübeleri arttıkça ilmin cazibesine kapılırlar. Her yeni bir buluş ve farklı bir tespit, o insanlara zevk ve heyecan verir. Alınan zevkler ve heyecanlar ilmin cazibe alanına iyice girmeye sebep olur.
Bu cazibe alanına giren kişi, araştırmaya, incelemeye ve düşünmeye devamlı şekilde fazla zaman ayırmaya ihtiyaç duyar. İhtiyaç fazlalaştıkça yalnızlık hali de artar. İnsan bu tür yalnızlığa, mesleği sebebi ile isteyerek talip olur.
2
Allah’ın isimlerinin varlıklardaki tecellileri görüldükçe Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıma imkânı mümkün olur. İmkânların çoğalması ile Allah’a iman da artar ve kuvvetlenir.
İman kuvvetlendikçe dinin emirlerine itaat ederek yaşamaya ihtiyaç duyulur. Allah’ın emrettiklerini yapıp men ettiklerinden uzak kalarak yaşamak gaye edinilir. Böyle bir hayatı devamlı yaşayabilenlerin manevi mertebeleri yükselir. Belirli bir mertebenin üzerine çıkanların ihtiyaçları değişmeye başlar.
Da değişmeler görülür. Bu insanlarda vücudun ihtiyaçları devamlı azalırken, aklın, kalbin, ruhun ve bazı duyguların ihtiyaçları devamlı artar. Bu ihtiyaçlar karşılandığı nispette yaşanan hayat mertebeleri de değişir. Farklı hayat mertebelerine girip orada belirli sürelerde kalmaya ihtiyaç duyulur.
Vücut dairesindeki hayat devam ederken kalb ve ruh dairesindeki hayat mertebelerine girip o dairelerde de yaşamak söz konusu olur. Manevi tekâmül arttıkça, kalb ve ruh dairesinde yaşanan hayat süresi fazlalaştıkça insanın yalnızlığa olan ihtiyacı da artar. İnsan yine bilerek ve isteyerek yalnızlığı tercih eder.
Yalnızlık o insan için vazgeçilemez bir ihtiyaç haline gelmiş olur.
3
Akranlarını ahirete yolcu etmiş, görüşecek ve hatıralarını paylaşacak kimsesi kalmamış, köşesine çekilmiş halde yaşayanlar ile ziyaretine gelecek kimsesi olmayanlar; zaruretler, hastalıklar ve aldıkları cezalar sebebi ile tek başlarına kalanlar, istenmeyen manada yalnızlık içine düşmüş olurlar.
4
İnsanlar;
- Kendine has doğruların gereklerini yaparak yaşaması ile,
- Kusur ve yanlışlarını kabul etmemekte ısrar ederek ve inatlaşarak yaşamayı tercih etmesi ile,
- Paylaşmaya rıza göstermemesi ile,
- Kıskançlık duygularının etkisi ve tahriki ile,
- Öfke, hiddet ve şiddet hallerini devam ettirmesi ile,
- Zulüm ve haksızlık yaparak yaşamayı alışkanlık edinmesi ile,
- Çevresini hor ve hakir görerek yaşaması ile,
- Muhataplarını rencide eden hareketleri ve konuşmaları ile,
- Kötü huy, kötü ahlak ve geçimsiz davranışları ile,
- Kötü ve zararlı alışkanlıklarını arttırması ile,
Çevrelerindekileri kendilerinden uzaklaştırarak yalnızlığa düşerler.
Yalnızlığa, kendi yaşam tercihleri sebebiyle sürüklenerek girmiş olurlar.
Kalıcı olan, çaresi olmayan, ahiret hayatında da yalnızlığa sebep olan, tahammülü zor yalnızlıklar bu hallerden meydana gelir.
5
Zıtların birlikte yaşaması halinde, bilhassa menfide olanların çoğunluğu sağlayıp hükmetmeleri halinde müspette olanlar ıstırap çekerek yalnızlığı yaşamak mecburiyetinde kalırlar, yalnızlık hissederler. Yalnız yaşayan insan hâlet-i ruhiyesiyle hayatına devam ettirirler. Bu durumlarda farklı bir yalnızlık içine düşülmüş olur.
Bazı örnekler verelim:
- Mütevazı olanların, gururlu ve kibirli insanlarla yaşamak mecburiyetinde kalması,
- Dürüst ve doğru olanın, yalancılarla ve aldatanlarla birlikte kalması,
- Masumların, zalimlerle birlikte olması,
- İlim sahibi olanların bilgisizlerle, cahillerle birlikte yaşaması,
- Ahlak ve fazilet sahibi kişilerin, bu değerlerden mahrum ve bu değerlerin zıttını yapanlarla bir arada bulunması,
- Temiz, tertipli ve düzenli yaşayanların, dağınık, pasaklı ve düzensiz bir hayat yaşamaya alışmış kişilerle birlikte kalması,
- İslam kültürü ile yetişmiş kişilerin, bu değerlerden habersiz ve mahrum yaşayanlarla birlikte olması.
Bu ve benzeri hallerde, çokluk içinde insanın kendini yalnız hissettiği farklı bir yalnızlık yaşanmış olur.