Dünyada mekânlar ve şehirler içerisinde üç yerin mahiyeti itibariyle hususiyetleri ve güzellikleri diğerlerine nispeten daha mûteber ve daha değerli kılınmıştır.

Bu üç mekân ve alan ise Mekke-i Mükerreme, Kudüs-ü Şerif ve İstanbul’dur.

Bu mezkûr hakikat Kur’an’ın ve sünnetin, nas ve işaretlerinde mevcuttur.

Yaratıcının itibar ettiğine; kulları da itibar edip değer vermiştir ki; bu üç alan ve mekân tarih boyu mücadelelerin, savaşların, kavgaların, maddi ve manevi medeniyetlerin menbaı, kaynağı ve merkezi olmuştur.

Uzmanlar derler ki: Dünyaya hükmetmek isteyen ve emperyal güç haline gelmek isteyen milletler eğer bu amaç ve gayesini uzun vadeli düşünüyorlarsa mutlaka İstanbul’u uhdelerine ve tasarruflarına geçirmeleri lâzımdır. Bu sebeple de; İstanbul’un başka bir ayrıcalığı, başka bir ehemmiyeti vardır.

İstanbul; Kur’an’da “tayyip belde” tabiri ile ilm-i cifir açısından fethine işaret vardır. Yani Kur’an gözünü İstanbul’a tevcih etmiştir.

Efendimiz(asm) “Konstantiniyye, bir gün fetholunacaktır” derken Ekmel-i Resûl ve Kibriya-i Resûl dikkatini ve nazarını bu beldeye çevirmiştir.

Muazzez Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi ise; Hayatının en güzel hatıralarını ve yaşantılarını İstanbul’da geçirdiğini ifade ederek; “Dünya Cenneti” tabirini kullanmıştır.

Asırlardan beri de bu şehre insanlar değer ve kıymet vermiş ve itibar göstermiştir.

Bu itibar ve alâkanın sembolü ise Ayasofya’dır. Ayasofya mahiyeti itibariyle Kâbe’nin Mekke’ye kazandırdığını, Beytül-makdis’in Kudüs’ü şereflendirdiği nispet ve kıymete yakın bir tarzda Ayasofya İstanbul’u şereflendirmiş, bir cihetle de mabed olması açısından kutsiyet atfına sebebiyet vermiştir.

Ayasofya Peygamber Efendimizin(asm) dünyayı şereflendirmesi zamanına denk bir şekilde ilk defa      I.Justinianus tarafından yapılmıştır.

Açılışından İstanbul’un fethine kadar 916 yıl Hristiyanlığın mabedi halinde kullanılmıştır.

Cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Hânın İstanbul’u fethi ile(1453) ibadet açısından işin aslına çevrilmiş, camii olarak 1453’ten 1934 yılına kadar 481 yıl hak dinin mabedi olarak sembolleşmiştir.

Ne gariptir ki Müslüman olduğunu iddia eden veya öyle bildiğimiz bir ekip tarafından mabediyyetine son verilmiş hiçbir şeye yaramayacak bir vaziyette müzeye çevrilmiştir.

Bu da yapılırken maalesef elle tutulur bir istinat, belge ve evraka müstenîden yapılmamıştır. Yani adeta ümmetin gözünden kaçırılmıştır.

1934 yılında kapatılan ve daha sonra müzeye çevrilen bu mabed 86 yıl hüzünlü, yapılış amacından mahrum bir vaziyette terk edilmişliğinden kurtularak 10.07.2020 tarihinde şanlı milletin, necip ecdadın değerli, vasıflı, liyâkatli evlatlarınca aslına ve esasına çevrilerek camii olma hüviyeti tekrar kazandırılmıştır.

Ayasofya’nın bugün bu hale gelmesinde ve bu hayırlı neticenin tahakkukunda rahmetli Adnan Menderes’ten bugüne kadar, gerek siyasi, gerek diplomasi ve gerekse de sivil toplum örgütleri açısından, emeği geçen, bağrı yanan azıcıkta olsa mahzuniyetinden kurtulmasına yönelik her türlü fiilî, kavlî ve hâli desteği olan herkesten Allah(cc) razı olsun. Emeklerini ve hayırlarını kabul buyursun.

Mahsusen mevcut kabinenin ve hassaten Cumhurbaşkanımızın ciddiyet ve hassasiyeti ile bu nimetin millete tekrar bahşedilmesi öyle bir fal-i hayırdır ki hem yerin altındakileri ve hem de yerin üstündekileri memnun ve minnettar etmiştir.

Özellikle Muazzez Üstâdımızın rahmetli Adnan Menderes’e tavsiye ettiği üç mesele ki:

Birincisi ezanın aslına çevrilmesi, İkincisi Risale-i Nurların resmen serbestiyetinin ilanı, Üçüncüsü de Ayasofya’nın açılması idi.

Birincisi Rahmetli Adnan Menderes’e, İkincisi Rahmetli Turgut Özal’a, Üçüncüsü olan Ayasofya’nın açılması da Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a nasip olmuştur.

Zirâ bu nimetlerin tahakkuku, özel bir mazhariyettir. Üstadımız; bu mazhariyetlerin neticesini şöyle izah etmektedir:

1 – Âlem-i İslam’ın muhabbet ve uhuvvetini celbetmek(İttihad-ı islamın vesilesi olmak).

2 – Ehl-i kitabın insaflılarının ilgisini ve alakasını çekmek.

İnşallah zamanla bunun hayırlı ve güzel neticeleri zuhur edecektir.

24 Temmuz 2020 aynı zamanda Lozan’ın imzalanmasının 97. Yıldönümü olması itibariyle mânidarlığı da nazara alınarak, mensuplarımızı ve halkımızı; devletimizin tensip ve takdiri ile yapacağı açılış plan ve programına iştirak etmelerini hassasiyetle istirham ederiz.

Bu vesile ile bu açılışın; milletimize, vatanımıza, Âlem-i İslam’a ve hassaten tüm insanlığa hayırlara  vesile olmasını diler, karar verenleri ve karar vericileri tebrik ve takdir ederek şükranlarımızı arz ederiz...

Suffa Vakfı        

Açılış Sayfası Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin E-Mail Yollayın