VAKFIMIZIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜFREDATI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIMIZIN MÜFREDAT İLE İLGİLİ YÜRÜTTÜĞÜ ÇALIŞMALARA KATKI SAĞLAMAK ADINA SUFFA VAKFI OLARAK; EĞİTİM HUSUSUNDA MESLEK SAHİBİ, AKADEMİSYEN VE KONUNUN ÂKIL ZEVATI VE HEYETLERLE YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞME, MÜTALAA VE DEĞERLENDİRMELERDEN SONRA ANA HATLARI İLE MUTABAKATA VARDIĞIMIZ KONULAR MADDELER HALİNDE ŞÖYLEDİR:

A – Milli Eğitimin genel manada yapılanması; ülkemizin birlik, dirlik, istikbâl ve istiklâlinin muhafazasına hizmet etmelidir. Bu neticenin emniyet ve huzurla devamı için ortak paydamız ve vazgeçilmezlerimiz olan; üç konu ihmal edilmeden bilakayd-ü şart nazara alınmalı ve yapılandırılmalıdır.

B – Bu üç ana konu ve mesele; eğitimin temelinden zirvesine kadar, ihtiyaç nispetinde bir müfredat çerçevesinde kâfi miktarda mutlaka devam ettirilerek verilmelidir.

Yani anaokullarından başlayarak, zorunlu eğitimden devam ederek, üniversiteler ve akademik kariyerle ilgili bütün çalışmalara, faaliyetlere ve eğitim kademelerine yaygınlaştırılarak planlanmalıdır.

C –  Bir milletin varlığı, devamı, emniyet ve huzuru; iki şey ve iki mekanizma ile kaimdir. Bunun biri fıtri, fiziki ve biyolojik verasettir. Bu zaten Anadolu insanının ve bu milletin yapısında, genlerinde ve fıtratında mevcuttur. İkincisi ise; kültür, dava, inanç, ahlâk ve sosyal verasettir ki, bu; eğitimle, fikirle, bilgiyle ve yetişme şartları ile doğru orantılıdır.

Milleti millet yapan bu iki verasetin, doğru intikal ettirilmesi ve faydalı olabilmesi için yine bu üç konu mutlaka nazara alınarak üzerinde durulmalıdır.

D – Dededen toruna, babadan evlada, atalardan nesillere, maziden müstakbele ve seleflerden haleflere; değişmez bir ruh, vazgeçilmez bir hakikat, irtibatı sağlayan bir köprü ve omurgalar olmazsa, araya ihtilaflar, tefrikalar, müsademeler ve mücadeleler girer. Ülkemizin ve milletimizin birlik, beraberlik ve istikrarı bozulur. İşte bu üç konu; bu meseleninde çözümü, halli ve problemi için esas teşkil etmektedir.

E – Bir milleti ve o milletin ittihat ve tevhidini muhafaza eden; o milletin efradı arasında olması icap eden,ezmanında devam etmesi şart olan ve ezhanında cevelan etmesi gereken,“tefekkür ve tahassüs birliği” dir derler.

Yani; bir milletin efradı ve nesli, aynı şeyleri tefekkür ederek düşünüp ve aynı şeyleri severek muhabbet edip yaşarlarsa, o millet her zaman payidar olur. Bununda emniyeti mezkûr üç hakikatin eğitimi ile doğru orantılıdır.

      Bu üç hakikat ise şunlardır:

  1. DİN ŞUURU
  2. TARİH ŞUURU
  3. LİSAN VE DİL ŞUURU

1 – Din Şuuru: Tarih boyu dinsiz bir millet ve dinsiz bir toplum olmamıştır ve olmayacaktır. Çünkü inanmak ve ibadet etmek bir ihtiyaçtır. Bunlar, doğru yoldan ve hakikat canibinden tatmin edilmezse; beşer, tatminini ve ihtiyacını başka yollardan arayıp giderecektir. Tarih bunun emsalleri ile doludur.

Başka dinlerin mensuplarına baskı yapmadan, müspet hareket ederek hak din olan İslamiyet’in güzellik, kemalat ve mefkûresini tebliğ ve teklif seviyesinde her zaman gündemde ve zinde tutmak gayemiz olmalıdır.

Ancak; Müslüman olan bu millete ve Anadolu insanına , İslamiyetin hakkıyla ve doğru olarak öğretilmesi, bir mecburiyet ve sorumluluktur. Bu mesele, tepeden tırnağa bir eğitim müfredatı olarak devam ettirilmelidir.

2 – Tarih Şuuru: Ecdadımızın güzellik ve kemalâtını, tarihe emanet etmiş oldukları şeref levhalarını; gelecek nesillere şuurlu bir şekilde aktaracak olan doğru tarihlerin ortaya konulması ve gerçek tarih kitaplarının ehil insanlara hazırlatılarak eğitimin bütün kademelerinde farklı bir nispetle ve yaklaşımla, mutlaka devamlı olarak verilmelidir.

3 – Lisan ve Dil Şuuru: Bir milleti millet yapan, onun ruhunu,  mayasını, davasını ve mahiyetini nesilden nesile ve maziden müstakbele taşıyan köprü, vasıta ve yol; lisandır.

Bize yakışan, doğru lisanı ve kelime hazinelerini keşfederek bir standart oluşturup, Türk Dil Kurumuna bu hususta vazifeler tevdi ederek; Milli Eğitimin müfredat yapılanmalarını ve programlarını bu lisan üzerinden hazırlamalıdır.

Eğer bunda muvaffak olabilirsek ki İnşallah umudumuz ve beklentimiz de budur; ecdadımızın şanına layık bir medeniyet, kültür ve hayat zeminini yakalarız. Bu başarı bizi millet olarak payidar ettiği gibi; başka milletlerin de huzur, emniyet, adalet ve medeniyetine yardımcı ve destek oluruz.

Bu üç mesele o kadar önemli ve kıymetlidir ki; Tanzimat’tan beri, iç ve dış düşmanlarımız mahsusen bu üç alanda operasyon yapmışlar ve bu üç hakikati zayıflatma adına seferber olmuşlardır.

Vazifelendirdikleri; bizden görünüp kendilerinden talimat alan kadrolarla ve maalesef devletinde bütün imkânlarını kullanarak yıllarca din bağlarımızı ve İslamiyet’le olan münasebatımızı zayıflattılar.

Lisanımızla oynayarak, harf inkılabı ile bir gecede bir milleti cahil hale getirip mazi ile irtibatımızı kestiler.

Tarihimizi yanlış malumatlarla doldurup adeta tersyüz ederek, ecdadı ile çatışan ve onlara hakaret eden kendileri gibi bir nesil meydana getirmenin mücadelesini verdiler. Maalesef bu üç alanda yaptıkları ihanetlerle milletimizi zayıflattılar ve aciz bıraktılar.

 “Şehit öldüğü yerden, yiğit düştüğü yerden kalkar” kaidesince; biz de; bu üç konuya ve hakikate azami kuvvet vererek ve riayet ederek İnşallah ayağa kalkacağız.

Bu ülke ve Anadolu insanı eski misyon ve vizyonunu tekrar deruhte edecektir. Ağlayan Âlem-i İslam’ı bu ülke ve bu Anadolu insanı güldürecektir. Hakiki İseviliğin insanlık âleminde zuhuru ile de Cenab-ı Hak(cc) vaat ettiği muradını, kâfirler istemese de nurunu tamamlayarak gerçekleştirecektir.

Bunun da vakti yakındır.

Harikalar asrındayız.Her şeyin gelişmesi; asrın ilcaatı icabı, süratli ve ani olmaktadır.

Biz; bize düşeni yaparsak, kader vazifesini ifa edecektir.

Küçükten büyükleri halk etmek, basitlerden mükemmelleri icat etmek, birleri binler yapmak, azı çoğa inkılap ettirmek; Cenab-ı Hakk’ın kâinatta cereyan ettirdiği Adetullah ve Sünnetullah kaidesidir.

Burada herkese mutlaka bir vazife düşmektedir. Herkes; Cenab-ı Hakk’ın(cc) kendilerine vermiş olduğu nimetler mikyasınca ve ölçüsünce, cihada ve mücadeleye mecburdur. Zira herkes, her şeyi yapamayabilir. Ancak herkes; bir şeyi yapar. O şeyi, yapmakla mesul ve mükelleftir.

Bütün çalışmaların ve faaliyetlerin; milletimize ve vatanımıza hayırlı olması temennisi ile…

NOT: Milli Eğitim; her şeyin temeli, ruhu ve esası olduğundan, ülkemizin ikbâl ve istikbâli için lazım olacak en önemli konuyu genel manada ve ana hatları ile arz ettik. Bunun teferruatı ve müfredatı ise meslek sahiplerini ve mütehassısları ilgilendirmektedir.

Suffa Vakfı Yönetim Kurulu