Kahraman Ordumuza ve Askerlerimize!

İman ve küfür davası ve mücadelesi; insanlık tarihi kadar eskidir. Âlem-i imtihan olarak yaratılan bu dünya ve mafihanın tezat kanunlarla hamurunun yoğrulmasındaki sır ve hakikat, zahiren karışık ve mütehavvil olan bu fani alemden; hayırları şerlerden, iyileri kötülerden, kamilleri nakıslardan, güzelleri çirkinlerden ve hülasa olarak; alemin yağını ayranından  ve birbirinden ayırarak, cennet ve cehennemin mevadd-ı münasebelerini tefrik edip “vemtazu” emri ilahisi ile beka aleminin ikmalidir.

Temelde ve esasta, hikmet-i ilahiye icabı mücadeleye tabii tutulmuş iman ve küfür davası; her asırda mahiyeti itibariyle farklı şekil ve suretlerde tezahur etmiştir. Her türlü karışıklığın, ihtilafın, mücadelenin ve muhalefetin hakikatinde ve zamirinde; hassas bir tetkik ve inceleme neticesinde bu iki hakikatle yüzleşmemiz muhakkaktır.

Yıllardır ülkemizin maruz kaldığı terör olayları ve hassaten bugün millet, devlet ve ordumuz olarak elele ittifakla verdiğimiz Afrin mücadelesi de, mahiyeti itibariyle iman ve küfür davasının, bu asrın ilcaatı olarak terörizm adı altında, başka bir versiyonu ve zuhurudur.

Ülkemizi ve milletimizi bölüp parçalamaya yönelik bu ihanet şebekelerine ve aleyhimize ittifak etmiş namertlerin maşalarına karşı ordumuz; evvela Allahtan (Celle Celaluhu) sonra da milletten aldığı manevi güçle ve hassaten mazideki kahraman ecdadının misyonu ve vizyonu olarak “Ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim” hakikatı muvacehesinde yüksek bir feragat ve fedakarlık ruhuyla mücahedesine devam etmektedir.

 

Aziz ve Şerefli Mücahitler!

Hakikat o ki, Allah’a ibadetten sonra, askerlik gibi bir vazife-i mukaddese, tasavvur olunamaz; hele bizim ordumuza... Sahabe-i Kiramdan sonra i’lâ- yı Kelimetullah’ı deruhte eden bu haşmetli ordumuzun, asırlarca cihad edip vatan ve millete ettiği hizmetin mükafatı; hem Allah’ın indi manevisinde, hem Peygamberimizin yanında makbuliyetidir. Hem evliya ve asfiyanın ruhlarını şâd eden bir haslet-i celiledir. Hem de milletimizin yanında şayân-ı takdir ve tâzimdir. Bunda şaibe-i tevehhüm yoktur. Bu kahramanların, bu şerefli hizmeti, tasvir ve tahlile sığmaz ki, kalemlerimiz ve kelimelerimiz bu feragat ve fedekarlığa muktedir olabilsin.

Bin yıldır Kurân-ı Azimüşşan’ın elmas kılıç ve sancak-ı kudsisini cihanın, cihad-ı sittesinde, cansiperane dalgalandıran kahraman ordumuzun şahs-ı manevisi, başta Peygamber Efendimiz Hazretleri (ASM) ve dolayısıyla bütün evliya ve asfiyanın iltifat ve teveccühlerine ve milletin duasına mazhar olmuştur. Bu mazhariyet ise; bir ulviyyet ve şereftir. Bizim ordumuz dışında hiçbir milletin askerine de nasip olmamıştır.

Ancak bu ikram-ı ilahi şükür ister ki, devam etsin. Bu iltifat ve dualar kahraman ordumuz için bir tahassüngâh ve azim bir hısn-ı hasindir. Evet, bu keyfiyyet, nasıl ordumuz için bir kal’a ise, bu ordu da bizim için en büyük bir istinatgâhtır. Zira adâb-ı milliye ve diniyyemizle beraber, Cennet letafetindeki vatanımız, tuba halavetindeki bayrağımız, bu vatanperverlerin yed-i himayesindedir. İnşallah kıyamete kadar da böylece devam edecektir.

Mutantan menkıbeleriyle dünyayı hayrette bırakan yiğit askerlerimiz, asırlardan bu yana, kızıl renkli Moskoflar sürüsüyle, Roma varislerinin gülle ve kurşunlarına yalçın kayalar gibi göğüs gererek medeniyet ve tarih, saltanat ve istiklaliyetlerini celâldarane müdafa ve muhafaza etmişler, o kaya göğüsler, üzerlerine semadan döne döne inen kızıl alevler ve yerden patlayan azgın bombalara karşı şehametle koca ülkenin kapısında durup, Âlem-i İslâm’a gelen tehlikeleri kırıp parçalamışlardır. Her biri tek başına bir şeceat timsali olan mücahitler, yüksek bir medeniyetin, köklü bir tarihin, haşmetli bir saltanatın mümessili olmuşlardır.

İşte böyle bir mevki-i muallaya sahip, şanlı bir ecdadın ahfadı olan Kahraman Ordumuza intisab etmek ve bu zamanda hain terör örgütlerine karşı vazife-i deruhte etmek, büyük bir nailiyyet ve âli bir kutsiyettir.  

Cenâb-ı Hak bize, dünya kurulduğundan beri, hiçbir millete nasip olmayan mefahirle memlu bir tarih ve mazi vermiştir. İnancıyla, ibadetiyle, ahlâkiyle, mâbediyle kışlasıyla, adaletiyle, şevket ve saltanatıyla birçok şeref tabloları ortaya koyan bir ecdad lutfetmiştir. Bu tarih, bu mazi, bu tablolar bizim şerefimizdir, haysiyet ve namusumuzdur, mukaddesatımızdır.

Bizi ve bu gençliğimizi bu tablo ve maziden, tarih ve ecdadımızdan koparmak isteyen, araya perde çeken, içteki ve dıştaki hainlere karşı ordumuzun; basiretli, hamiyetli ve mücahid ruhlu olması, bize huzur ve sürur bahşetmektedir.

Allah (Celle Celaluhu), ülkemizin ufuklarını ihata eden ulu kubbe ve beyaz minareli mabetlerimizi, burçları semalara ser veren heybetli sur ve kal’alarımızı, kahramanlar konağı olan kışlalarımızı, tarihi mukeddesatımızı, bu yurdun her bucağında, başımızın üzerinde al ve beyaz mevceler gibi dalgalanan bayrağımızı, kıyamete kadar iç ve dış düşmanların şerrinden muhafaza buyursun. Amin.

Bu vesile ile; İmanından, Mukeddesatından ve Şanlı tarihinden  aldığı güçle ordumuzun devam ettirdiği Afrin harekatının, en kısa sürede ve asgari zaiyatla neticelenmesini,  Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Devlet adamlarımızı, komutanlarımızı ve hassaten cephedeki mücahidlerimizi ve askerlerimizi; göstermiş oldukları kahramanlık, fedakarlık, merhamet, adalet ve  hassasiyetinden dolayı  tebcil, tebrik ve takdir ediyoruz.

Şüheda mertebesine çıkan ve velayet makamına yükselen Mehmetçiklerimizi Rahman-ı Rahime emanet ediyoruz.

Gazilerimize ve yaralılarımıza ise Şafi-i Hakikiden şifaları için dua ediyoruz.

Ailelerine, akrabalarına ve milletimize ise; başsağlığı diliyoruz.

Bizler de millet olarak dualarımızla, ilticalarımızla, ibadetlerimizle, topyekün maddi ve manevi imkan ve desteklerimizle, her zaman beraber ve yanlarında olduğumuzu şerefle ifade etmek istiyoruz.

Allah (Celle Celaluhu) muininiz ve haminiz olsun İnşallah.

 

             Selam ve Dua ile…

      Suffa Vakfı

Açılış Sayfası Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin E-Mail Yollayın